Kayboluş
Bazen güneşin ışıltısı, bazen bir kum tanesi, bazense rüzgarın tatlı esintisi eşlik eder yalnızlığına... Yüreğinde saklı binbir hikayeyi fısıldar kulağına... Kalbin çarpar gitgide artan bir heyecanla... Yalnızsındır görüntüde ama hayır; sende sakladığın senler vardır seninle bu özel anında. Ve eğer kulak verirsen, bir bilge gibi anlatır seni sana. Korkuların, güvensizliklerin, sorguların cevap bulur bu gizemli yalnızlıkta...
Sessizden bir müzik çalınır kulaklarına, seni davet eder yalnızlığına. Korkarsın, yalnızlığından kaçmak istersin... Ama bir de cesaret ile başlarsan yolculuğa, bir bakarsın ki yalnızlık nehri seni taşır koskoca bir okyanusa... Bilirsin artık yalnız değilsin, ne tek sen varsın, ne de yoksun. Sen artık yalnız bir damla değil, o okyanussun...
Sonbaharın en Eylül'ü içimde… Bastığım her kuru yaprak sen olup, o eski şarkıyı hatırlatıyor bana. Kolumda senden çaldığım tebessüm uyutup büyütüyorum onu. Bir namussuz rüzgar peşimde, ensemden okşayıp yanağımdan öpüyor gülümsetiyor beni sen yoksun ve sensin her şarkıda ağlayıp üzüldüğüm. Böyle mi bitecekti bu şiir birtanem böyle mi bitecekti bu şiir son hecesi hüzün.
Güzel bir gülün semaya bakışıdır gözlerindeki ben. Bir gök bulup konması gibi bulutun sevdasındaki tutku. Yeşilin öyle bir tonu ki bu mutlu eder habersizce. Ve bir Kasım ayı öylece gider yanıbaşımdan bana haber vermeden ve ben hiç engelleyemeyen. Toprağın o hafif kokusu çağırır. Hafif bir meltem esintisi yada bir fırtına derken birikmişliğin farkından başka bir şey var sanırdık. Uzaklaşan her ele olan bi isyan sanki bu. Şimdi doruklarındayım tanımsız kelimelerin ve doğmasına izin verilmemiş sözlerin. Karşılıksız yapılan her harekette saklı insan. Ve son harfler yine nöbette... Kafa karışıklığı ve daha nicesiyle yalnızım yine bu gece. Ay her ne kadar eşlik etse de ne kadar yakın olabilir ki ? Bu kadar uzaktan böyle hissettiren tek bir şey kaldı bende.... Gerisi bir şarkı olsa sonu çabuk gelir. Tınısı her değişik bir şarkı...
Parmakların onu yazdığı, dudakların ismini okuduğu, kalbin ille de o dediği gece ne kadar da karanlık oysa ki... Acılar yağıyor sağanak. Her damlanın kurbanı ben. Değdiği her yeri yakar. Acıdan çok yüreğin ateşi bitirir, gözler kapalı. Hazır her şey ve uzun bir yol bu. Bir sokak lambasının verdiği az loş ışık kadar çaresiz. Bilinmezliğin saati gelmiş ve sürüklenmek zamanı şimdi. Soğuk göğsümden vuruyor bu gece, üstüm başım açık... Kaldırım taşlarının soğukluğuna muhtacım. Yoksa vahim durumlar, daha fazla dayanamaz yürek.
Şimdi şu var azizim. İnsan, ruhunu yahut kendini mutlu hissettiği atmosferi, bir anda kaybetmek istemiyor. Kaybetmeyi, belki de sınav sanıyor. Ya da sanmıyor diyelim. Hani zırhından değil falan, yaranın kabuğu denen o şey var ya, her insanın belki de tek kendi. Geçiyor. Geçiyor geçmesine de yıpranıyoruz işte biz o sıra. Geliyor, geliyor gelmesine de, eriyoruz işte o an. Ya da, bir bakıyoruz, bir olmuşuz derken, bir ölüyoruz. Bir bakıyoruz, şiiriz. Bir bakıyoruz, yağmur. Hangi damla olsak, hangi yere damlasak diye düşündükçe bile belki, bir anlam arıyoruz. Sahne üzerinde kurtuluyorum bundan. İnsanları sevmeme yahut dinginleşme aşaması değil bu. Sahne üzerinde duruluyorum bundan. Kayıp diye değil bu. Kendimde aranıyorum belki. Oynamaya çık, oyna, seyirci izlesin, beğensin, alkışını al, otur. Sonra? Herkes gidince? İşte sanırım o zaman başlıyor asıl sahne. Asıl hayat. Kendi ruhumuzu taşırken, ruhu oluyoruz taşınanın. Yahu ne biliyim anlatmanın, anlamlar arası yolculuğunda kalıyoruz. Kahve söylüyoruz. Unutuyoruz. Soğuyor. İçmiyoruz. Öykünüyor ruhumuz, öykü diyor ruha. Anlatmak. Anlatınca kurtulmak. Belki de beslendiğimiz şey bize mutluluk veriyordur. Mutsuzluk diyor şair. Mutsuzluk da bir şekilde mutlu eder. Yıpranış, hayatın önemli objesi der durur iken, okuyup duruşlarımızdan. Hal bu ya, tan oluvermişiz. Arayışlarda, her insan giderken, asılmış düşerken uçurumdan, saçlara. Saçlarından asılırken at beni demişiz, uçurumdan sağlığına, saklılıktan. Düştüysem, sana bakarken düştüm deyince, düşmenin anlamına bir yadigar buluyoruz. Yahut susuyoruz. Susmak, konuşmak, garip şey diyoruz, garipsendikçe. Çığlık en gösterişli susmak bir bakıma, susması bazen sessiz bir çığlık bir kadının diyor Güney, onu dinliyoruz. Peki diyoruz.. Sorgulamakla geçiyor hayat. Acıyla. Anlaşılmazlıkla. Erimeyle. Bir olmakla.. Garip azizim. Garip bu azizeler. Kayıp bir yıkıntı arasında umutlarım .Ve bazen seslenmelisin umarsızca ki sen olma o yıkıntı...
Yorumlar