Son Demler
Uzun zamandır süregeliyor bu sessizlik…
Belki de çok uzun geldi sensizlik…
Ve belki de bazı şeylerin sonu, bazı şeylerin başlangıcı ve bazı şeylerin de devamıdır bu.
---------
Kendince unutulmuş sokakların arasında devam eden bu arayışın ne sonundayım ne de başında. Bazı şeylerin çok çabuk değişebileceğini öğrenmek her defasında kolay olmuyor. Bilinmemiş sözcüklerin tanımlamasına ihtiyacımız olduğu o çaresiz anlarda atılan her adım güvene biraz daha yaklaştırsın umudu taşıyor. Gülmeyi anımsamak çoğu zaman mutluluk ifadesi iken bu zamanlar gülümsemenin çok daha farklı anlamlar taşıyabileceğini gösteriyor. Ve belki de bazı şeylere devam etmek isterken bazı şeylerin sonu geliyor elde olmadan. Elveda ederken bazı şeylerin arkasından buruk bir mutluluk ve üzüntü karmaşasında hangi köşeye gideceğini şaşırıyor insan.
Şimdilik keşfedilmemiş köşelere olan yolculuğumda karmaşık hislerin esiri oluş bi’çare gidiyorum.
Gelişimi bekleyen herşeye selam olsun…
----------
Geleceğine inandığım yada gelişimi beklediğini düşündüğüm herşey sonunda ya gelmedi yada gelmemi istemiyor artık. Son damla kanıma kadar seviyorum dediğim sevgi adına akan kanımın son damlası da aktı artık. Şimdi herşey mahvolmaya yüz tutmuş ve ben tüm bunların ortasında ölümlerden ölüm beğenmek üzereyim.
Bağzı şeyleri anlatacak kelimelerin hala bulunamamış olması ne kadar da kötü. Anlatacak onca şey varken anlatamamız ne kadar da acı. Konuşmalarımız ne kadar da ne kadar. Suskunluk bile çare değilken konuşmaya çalışmakta çözüm aramak ne kadar da saçma. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuş olmamız
Neyse be hala nefes alıyoruz ya yutkunsak da birşeyi herşeyimiz yapmamalıyız. Tüylerin diken diken olduğu noktadayız kaptan. Keşke sağda dursan da çılgınca akıp giden bu zamandan kurtulsak. Kurtulsak kurtulsak da yaşamayı hatırlasak. Yalnızlığımızı zamanın esaretinde yaşamasak. Sussak da unutsak herşeyi. Bitti dediğini…
Bembeyaz bir kağıdı kirletme çabamızdır hayat.
Yazmakla, silmekle, pişman olmakla…
İçinden çıkılmaz çünkü zordur hayat.
Çıkamadığın her şey başına bela olmakta…
Ne kadar yazsanda ne kadar isyan etsen de geçmiyor işte. Kararıyor hava, dökülüyor gözyaşları. Ama bir süre sonra küsüyorsun ağlamalara. Şairene senden hiçbirşey kalmıyor sonunda. Sustukça yalnızlık çöküyor yüreğe. Küsüyorsun mutlu sonlara. Kızıyorsun tüm insanlara ve hayata. Ve değişmiyor hayal kırıklıkları hayatında. Kimseye vermediğin değeri verdiğin değerler yıkıyor seni. Ama bu son veda…
Uzun zamandır uzağım yollardan. Küstüğüm ve vazgeçtiğim onca şeyden nasıl da böyle pişmanlıkla suskun kaldım bilmiyorum. Gecelerin gittikçe daha çok uzadığı, karanlığın daha da ışıksız kaldığı ve sessizliğinin sonsuz olduğu bir hayatın çemberinde attığım turlar beni bitirdi bitirecek. Aklımın almadığı meselelerle uğraşmaktan durmayan gözyaşlarıyla yapayalnız tek başımayım yine. Karamsarlıklar ülkesini kurup tahtına çıkalı çok olmuş belli ki. Çaresizlik nehrinin en çılgın akan sularında boğulmaktan yorulmuşum. Bütün sorun ne gidebilmem ne kalabilmem aslında. Sorunlar sorunsalında çıkmazın böylesine başka ne şekilde girerdim ki zaten? Gittikçe solup giden gerçek sandığım birçok yalan var aslında. Bir bağ olsun diye durup düşündüğüm ve kurmak için uğraştığım köprülerin malzemesi yalansa eğer nereye gittiğimizin önemi kalmaz aslında. Dünya güzel bir yer değil aslında. Şu dünya da en çok huzur bulduğum yerler yollar ya hani, o yollar mı seni bana getirmeyendi acaba? Tüm kalbimi nereye gömdüm diye düşünürken içimde dolmuş gözyaşlarımı silmekten usandığım geliyor aklıma. Nasıl sakladıysam kalbime bende bulamıyorum valla. Öyle bir gece ki şimdi ay bile gizlenmiş, yıldızlar karanlık. Ve artık yazamıyor ellerim, susuyor dillerim. Uzun zamandır beni de dinleyen yoktu zaten. Karanlık bir boşluğa doğru yaptığım haykırışlar sonsuzlukta yankılanır mı bilmiyorum ama daha fazla olmayışımın nedenidir sessizlik. Sustum çünkü artık nefeslerimle baş başa olmaktan korkmuştum…
---------------
Kelimelerin bizi tanımlamasının bile imkânsız olduğu zamanlar geçirir insan hayat boyu. Öğrettiği onca inanılmazlıklara rağmen gerçekliğine inanılmaz birçok şeyin esiri olur. Biraz düşününce garip geliyor belki ama bizi tanımlasın diye yarattığımız kelimelerin çaresiz kalışı aslında bizim çaresizliğimizin ta kendisi olduğunu anlarız yine aynı çaresizlikle. Çaresizlik içinde çaresizlik, düşünceler içinde düşünce olur kayboluşların nedeni. Neler neler yaşarız umursamadığımızı sanarak. Çoğu zaman acımıyormuşuz gibi yaparız, bir bakarız gerçekten acımıyor. Çoğu şeyin üstesinden geliriz hayatın zorundalık yüzüyle ve güçlü sanarken birden başka savaşların esiri olur yine susarız koca hiçsizliklere. Ağlamaklı olduğumuz anları gözyaşlarımızla taçlandırmayız artık ama içerden akan yaşlar büyük nehirlere dönüşür zamanla. Artık anlarız yaşlanmanın sayıların artmasından ibaret olmadığını ve beyazlaşan saçlarımızın en yakın şahitleri olarak devam ederiz hayata.
Tüm bu yazılanlar, okunmaya dair mi bilinmeden ve hakkında tek bildiğim neden yazıldığı olan tüm bunlar bile aslında çaresizliğimin bir parçası. Benden izler taşıyan ve beni anlatmaya çalışan bedbahtlar. İsyan etmemek gerekir bilirim ama çok boşsa hayat, içerim bomboşsa ve boşluklar çok yer kaplıyorsa bir çıkış kapısı arıyor insan. Bir yerlerde bizden daha kötüsü var biliyorum. Daha iyisi de var tabi. Ama her zaman tek değil miydik bu dünyada? Her zaman tek yaşadık hikayelerimizi. Tek yazdık tüm bunları ve kendimize sakladık kitaplarımızdaki hisleri. Çoğu kez saklarken yaralandık, kimseler bilmeden devam etmek isterken anlamsızlar olduk her yanımızdakilere. Sevmek isterken sakladıklarımızı arkamızı dönerken güvenle nasılda hançerlendik. Şimdi hangisine küssek ne değişecekti ki? İnsanlara mı, canımızdan çok sevdiklerimize mi yoksa tüm bunların içinde olduğu ve adına hayat dediğimiz bu işkenceye mi? Her ne olursa olsun bu yazılar ışığı sönmeye yüz tutmuş bir ruhun eseridir. Unutmayın…
Kalıplaşmış ve önceden yazılmış bir hayatın ellerinden tutmuşum bu sıralar. Kimselere haber vermeden kendimce ve kendimle yaşamaya çalıştığım bu hayatın anlamsızlığı içinde harcamışım ruhumu. Eskiden gözlerimin ıslanmasına neden olan ve sevdiğimden acı devşiren ruhum kalkmış gitmişte yerine geceleri uykusuz bırakan anlamsızca karanlığa mahkum bırakan bir canavar gelmiş sanki. İçimdekileri anlatmak öyle imkansız geliyor ki sanırım uzun zamandır içime atmamın nedeni de bu. Ya da sonuç bunu doğurdu. Çözüm bulmaya çalıştığım her sorunda daha çok batarken saf saf nasıl olduğunu anlamıyorum hala. Kendime de inanmıyorum ama akan kan damardan ya hani belki de umut vardır her kalp atışında diye yine deniyorum şansımı sonunu bile bile. Oysa bir ihtimaldi belkide bu sefer farklı olacağı. Bazen inanılmayacak şeylere bile inanırsın. Çünkü inanmak istersin bu sefer. Bu kez farklı olsun istersin. Son bir umut hayata tutunmak istersin. Neresinden tutunacağını şaşıracak kadar çaresiz kaldığın hayat oyununda son bir umut, son bir çare dersin. Yine aynı son bulur ve sen yine kendini oyalarsın. Tüm bunlar ne kadarda karamsar bir çift gözün gördükleri diyebilirsin ama başa geldiğinde vay be diye çekip gidemezsin.
Anlaşılmaz olup hayatın kendisiyle kavga ettiğimde olmuştur tabi ve kendine söz geçiremez olup sonu ne olur diye düşünmeden edemediğim zamanlar ne yaptıysam sorumlu değilim aslında. Ben değildim diyemezsin kendi yaptıkların hakkında, anlatılmaz onlar hiçbir insana. Bir bakışınla her şeyini anlayacak insan efsanesiyle büyürsün ama büyüdüğünde tüm çabana ve yakarışlarına rağmen hiçbir şeyini anlamayan insanların dar ettiği hayatından umudun kalmaz.
Boşver şimdi. Şimdiyi ve sonraki birkaç saniyeyi yada belki birkaç saati. Ama sonra ayağa kalkmak zorundasın. Kalkıp yürümeye başlamak zorundasın. Nasıl ki bir ceylan yavrusu bile doğduktan birkaç saat sonra tüm zorluklara rağmen yürümek zorunda kalıyorsa sende kalkmak zorundasın. Tüm zorluklara, tüm zavallılıklara, tüm kahpeliklere ve tüm senin gibi insanoğullarına rağmen.
Evet kalktın yada en azından kalkmış gibi yaptın ama geri düşüşün çok yakın unutma! Şimdi öyle bir düşün ki yaşadığın hikayeleri bir daha yaşama aynısı gibilerini.
Yorumlar